YAVUZ AĞIRALİOĞLU: İSRAİL’İN SINIRLARI NERESİDİR?

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın uluslararası toplantılarda zaman zaman çok esaslı çıkışları olurdu. Bu çıkışlarını yapması gereken toplantılardan bir tanesi buydu.

SİYASET - 10-07-2026 10:14

Burada demesi lazımdı ki: ‘İsrail’in sınırları neresidir?
Lübnan İsrail toprağı mıdır, Filistin İsrail toprağı mıdır, Irak İsrail toprağı mıdır, İran İsrail
toprağı mıdır? Türkiye’nin topraklarını İsrail kendi toprakları gibi görmektedir. ‘Bu İsrail’in
sınırları nereden başlayıp nerede bitmektedir?’ Çünkü İran’a kadar uzanan Netanyahu’nun
bölge yerleşim planlarını, Amerika marifetiyle müttefiklerin sorumluluk alanına dönüştürme
hevesi var.” ifadelerini kullandı.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin genel merkezinde düzenlenen
basın toplantısında konuştu. Ankara’da yapılan 36. NATO Zirvesi’ne dair önemli
açıklamalarda bulunan Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:
“NATO Zirvesi, Türkiye’nin ev sahipliğinde yapıldı ve bir sonuç bildirisi yayınlandı. Toplantı
evvelinde hükûmete hatırlatmak istediğimiz birkaç husus vardı, onları hatırlattık. Hükûmet
açısından Türkiye’nin umduğu neydi, bulduğu nedir? Bilmiyorum. Bizim açımızdan sürecin
başından itibaren organizasyonun mükemmelliğiyle övünmekten daha mühim işlerimiz var.
Kocaman bir devletiz. Bir organizasyonda 3 bin tane gazeteciyi, birkaç bin korumayı, 32
devlet başkanını ağırladık diye övünecek devlet değiliz.
F-35’LER ULUFEYMİŞ GİBİ DAVRANMAK RENCİDE EDİCİ VE SAÇMAYDI
Şimdi birkaç hususu arz etmemiz lazım. Biliyorsunuz, NATO 3.0’ı 2012’de Şikago ve Lizbon
zirvelerinde NATO Genel Sekreter Yardımcısı, konuşmuştu. 2026’dayız, NATO 3.0’ı
konuşuyoruz. Bugün Trump’ın ‘NATO zirvesine Sayın Cumhurbaşkanı davet etti, geldim;
onun daveti olmasaydı gelmeyecektim’ ifadeleri sonrası nihayet bildirisinde bizim
beklentilerimize uygun cevap vereceğine dair bir hissiyatla kamuoyunun yönlendirildiğini
düşünüyoruz. ‘Elini öyle koydu, yürürken böyle dedi, konuşurken acayip iltifata mazhar oldu’
gibi konulardan daha mühim beklentilerimiz vardı biliyorsunuz. Türkiye 1952 yılında
NATO’ya üye oldu. Bu süreç içerisinde, zaman zaman NATO’dan kaynaklanan
yükümlülüklerimizi yerine getirmemize rağmen çifte standarda maruz kalmakla, ihmal
edilmekle, bize verilen sözlerin tutulmamışlığıyla sitemlerimiz olmuştur. Dün Cumhurbaşkanı
Erdoğan da benzer sitemleri uğurlarken söyledi. Sanki bize verilen F-35’ler ulufeymiş gibi
davranmak rencide edici ve saçmaydı. Üstelik onunla ilgili de beklentimiz, parasını
verdiğimiz F-35’lerin bize verilmesiydi. Yani bu Trump’lı yıllarda başımıza şöyle bir şey
geldi: ‘F-35 çok güzel, Tayyip Erdoğan çok iyi, filancayı çok seviyorum, onu hiç
beğenmiyorum.’ Dört beş kelimeyle diplomasiyi taşımaya heves etmiş bir döneme şahit
olduk. Bizim zirvede de Sayın Cumhurbaşkanı’nın şahsen Trump’ın ‘ne söyleyeceği belli
olmaz’ duygu durumundan hissesine bir kabalık düşmemiş olmasını kâr saydı bizimkiler.


BİLDİRİDE TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLGİLİ BİR ATIF YOK
Ne bekliyorduk biz NATO toplantısından? Nihayet bildirisinde Türkiye’ye bölgedeki
tehditlerle ilgili, Türkiye’nin beklentilerine cevap verecek terör örgütleriyle ilgili bir atıf yok.
Suriye savaşı başladığından beri en ağır bedeli ödeyen taraf biziz ama üstlendiğimiz onca
riske rağmen bizim karşı karşıya olduğumuz tehditlerle ilgili bize verilecek bir güvence yok.
F-35’lerden evvel, NATO’nun kuzey kanadı genişlemesinde F-16 modernizasyonu talebimiz
vardı. 40 F-16’nın modernizasyonu hâlâ ortada yok. ‘Çok beğeniyorum, çok seviyorum...
Aslında o uçak konusunda konuşacağız…’ diyorlar. Ne zaman konuşacaksak bunu… Zirvede
konuşamıyoruz. Misafir ediyoruz, konuşamıyoruz; ne zaman konuşacağız çok merak
ediyoruz. Türk diplomasisinin netice almayı; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, hükûmetinin,
beklentilerinin cevabını nihayet bildirilerine yazdırabilmeyi, anlaşma yapabilmeyi, anlaşma
imzalayabilmeyi, imzaladığı anlaşmaların sonuçlarını milletine ifade edebilmeyi öğrenmesi
lazım.
EV SAHİPLİĞİNİ YAPTIĞINIZ BİR ZİRVEDE LÜBNAN’IN VE İRAN’IN
VURULMA EMRİ NEDİR?
Bölgede Amerika’nın bugün İsrail’in azgınlığına NATO’yu şemsiye yapma heveslerini
dayattığı yerdir burası; bunun görülmesi lazım. Sayın Cumhurbaşkanı’nın uluslararası
toplantılarda zaman zaman çok esaslı çıkışları olurdu. Bu çıkışlarını yapması gereken
toplantılardan bir tanesi buydu. Burada demesi lazımdı ki: ‘İsrail’in sınırları neresidir?
Lübnan İsrail toprağı mıdır, Filistin İsrail toprağı mıdır, Irak İsrail toprağı mıdır, İran İsrail
toprağı mıdır? Türkiye’nin topraklarını İsrail kendi toprakları gibi görmektedir. Bu İsrail’in
sınırları nereden başlayıp nerede bitmektedir?’ Çünkü İran’a kadar uzanan Netanyahu’nun
bölge yerleşim planlarını, Amerika marifetiyle müttefiklerin sorumluluk alanına dönüştürme
hevesi var. Yani Türkiye olarak ev sahipliğinde yaptığınız bir zirvede Lübnan’ın ve İran’ın
vurulma emri nedir kardeşim? Aslında siz diyorsunuz ki İsrail’e: ‘Ben bütün NATO üyesi
ülkeleri sana karşı yapılacak saldırıda arkama almış durumdayım.’ Bu arada Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin varlığına değil de Sayın Cumhurbaşkanı’nın liderlik kültüne atıf
yaparak diplomasiyi yönetiyorsunuz; bizim devlet kapasitemiz, kuvvetli olmamızın
sebebimizdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet kapasitedir bizi bu toplu coğrafyada
ayakta tutan. Tayyip Bey’den önce de vardık, Tayyip Bey’den sonra da var olacağız. AK
Parti’den önce de vardık, AK Parti’den sonra da var olacağız. Anahtar Parti’den önce de
vardık, Anahtar Parti’den sonra da var olacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu topraklarda
ilelebet payidar kalacak.
KAAN İÇİN MOTOR İSTİYORDUK, HABER YOK; PATRİOT FÜZE
BATARYALARINDAN HABER YOK, F-35’TEN HABER YOK
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, toplantılarda sürekli Sayın Cumhurbaşkanı’na
minnettarlığını şöyle ifade ediyor: ‘Çok kuvvetli, çok büyük bir lider. Onu çok seviyorum.
Her dediğimi yapıyor. Papaz’ı bırak dedim, bıraktı…’ Şimdi buna ısrarla atıf yapıyor olması,
ülkemizin dışarıdan görünümünün bir hukuk ülkesi olduğu iddiasını gölgede bırakıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, NATO’nun, yeni güvenlik mimarisindeki ortak üretim
bandında, savunma sanayiinde inşallah şu ana kadar olduğundan daha fazla pay alabilir.


Umarım silahlarımızın modernizasyonuyla ilgili mesafe katedilebilir. Kaan için motor
istiyorduk, haber yok; Patriot füze bataryalarından haber yok, F-35’ten haber yok.
Bütün sorulara şöyle cevap veriyor Trump, ‘ F-35 çok güzel uçak.’ Yani buraya, NATO
zirvesine uçağın çok güzel olduğunu söylemeye gelmiş gibi davranıyorlar. Daha somut
taahhütlere ihtiyacımız var. Diyor ki mesela: ‘Türkiye’ye İran savaşına ben girme dedim,
girmedi.’ Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin muhataplığının hangi seviyede, nerede
temsilini sağlamaya çalışıyorlar? Bir taraftan imajını bozmaya yönelik bir tehdit algısı
içerisine sokuyorlar Türkiye’yi. Terörü destekleyen ülkeymişiz gibi yapıyorlar. İsrail’le
savaşacakmışız, İsrail’e tehditmişiz gibi yapıyorlar. Bir taraftan Yunanistan’la savaşacakmışız
gibi yapıyorlar. Biz hukukun, hakkın yanında durmuş bir milletiz. Her zaman uluslararası
meşruiyet hattında durduk. Uluslararası hukuku çiğneyerek değil, hukuka riayet ederek
hakkımızı kurduk. Biz vatanımızı da müdafaa-i hukuk cemiyetleri üzerinden koruduk. Bir
hukuku koruyarak vatan koruyoruz. Biz kendi vatanımızı bile hukukla koruyoruz, dünyada
varlığımızı hukuk üzerine ifade ediyoruz.
BİZE PARMAK SALLAMIYORLAR, BİZE TELEFON AÇIYORLAR
Adalet Bakanımız Akın Gürlek demiş ki: ‘Biz öyle parmak sallanacak, yargısına parmak
sallanacak bir ülke değiliz, herkes haddini bilsin.’ Güzel beyanat ancak Bakanımızın şunu
bilmesi lazım: Bize parmak sallamıyorlar, bize telefon açıyorlar. Bakanımızın şöyle demesi
lazım: ‘Bize telefon açamazsınız. Biz öyle telefon açıp elinde yargıladığımız insanları
talimatla bıraktıracağınız devlet değiliz.’ Bunu diyebilmeniz lazım. Zamanında Rahip
Brunson’ı bırakmışsınız; bıraktığınız için size her toplantıda şükran olduğunu söylüyorlar.
‘Çok büyük lider, çok kudretli lider, çok büyük bir liderlik kapasitesi var’ diyorlar. Sonra
diyorlar ki: ‘Beni çok sever, her dediğimi yapıyor.’ Bunlarla tarif edilen bir pozisyon var size.
Bu pozisyonunuzu doğru bulmuyorsanız, ki bulmadığınızı ümit ediyoruz, bunu düzeltmeniz
lazım. Yani Tom Barrack’ın açıklamalarını düzeltmiyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri
Başkanı’nın size yönelik iltifat ederken ima ettikleri ve diplomasinin kabul etmeyeceği şeyleri
düzeltmiyorsunuz. ‘Savaşa ben girme dedim, girmedi’ deniyor, hükûmetten cevap yok.
Beklentilerinize cevap alamıyorsunuz. Bir gerilim stratejisi yönetemiyorsunuz, pazarlık
yapamıyorsunuz, bütün gardınızı düşürüyorsunuz. Biz ağzına bir parmak bal çalarak,
‘seviyorum’ lakırdılarıyla oyalayarak, ‘çok kudretli lidersiniz’ diye taltif cümleleri kurarak
yükümlülüklerinizden kurtulabileceğiniz bir devlet değiliz.
ANLADIK Kİ BEKLENTİLERİMİZ YERİNE GELMEMİŞ
Önümüzdeki dönem Türkiye’nin riskleri var, görünüyor. Bu risklerle ilgili bildiride
endişelerimizi izole edebileceğimiz birtakım şeyler bekliyorduk. Basın toplantısında Sayın
Cumhurbaşkanı’nın sorulara verdiği cevaplardan anladık ki aslında beklentilerimiz yerine
gelmemiş. Ege’yle ilgili beklentilerimiz var. Diyor ki: ‘Kıbrıs’la ilgili iki devletli çözüm
olursa falan...’ Kıta sahanlığı meselesinde savaş sebebi saymayı sordular. ‘Türkiye’de millet
bilmez’ dedi. Millet bilmez efendim, devlet bilecek zaten. Millet savaşır. Siz haysiyetinizi,
onurunuzu, vakarınızı, devletinizin menfaatlerini korumak için irade gösterirsiniz; millet ve
devlet geleneğinize uygun olarak millet sizin iradenizin arkasında dağ gibi durur. Milletiniz


bilmeyecek, siz bileceksiniz. Savaş sebebi sayıyor musunuz, saymıyor musunuz? Onu
söyleyeceksiniz. Şimdi görünüyor ki orada da bir meydan okuma var.
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN TEMENNİ HATTINDAN ÇIKIN ETKİN BİR DİPLOMASİYİ
DERHAL BAŞLATIN
Avrupa Birliği’nin temenni hattından çıkın, etkin bir diplomasiyi derhal başlatın. Avrupa
Birliği’nin yeni güvenlik ihtiyaçlarını da karşılayacak yeni bir yapılanma talebi varsa bu
talebin içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hak ettiği onurlu yeri lütfen alın artık. Vize
muafiyetinden başlasın. Bu insanlarınızın vize kapılarında bu kadar rencide edilmesinin
önüne geçin. Haklarımızı alamıyoruz. Yalvar yakar hak alabilen yahut ‘bizim hakkımızı
verin’ diye sağda solda sitem eden, mızmızlanan diplomasiden; sonuç alabilen bir
diplomasiye dönmek zorundayız. Sonuç alacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına bir
etkin diplomasi süreci yönetsinler ve önce şu vize muafiyetinden başlasınlar. Bu bitsin, bu
geçiş rezaletinden kurtulalım. Öğrencilerimiz gidemiyor, iş adamlarımız gidemiyor, çoluğu
çocuğu orada olanlar gidemiyorlar, kimse gidemiyor. İş dünyası fuarlara katılırken eziyet
çekiyor, akademi programlara katılmak için, konferanslara katılmak için herkes eziyet
çekiyor. Yani biz 2026 yılında bu kadar kudretli bir devletken, bu kadar güçlü bir orduya, bu
kadar güçlü stratejik bir pozisyona sahipken, bu pozisyonda elçiliklerde kapı önlerinde
bekletilen bir millet ve devlet olamayız kardeşim. Herkes yerini yurdunu bilsin. Bu ‘-cek’, ‘-
cak’lı diplomasiden kurtulalım. Bize nihayete ermiş anlaşmalar gösterin; ‘aldık geliyoruz’,
‘kabul ettirdik geliyoruz’, ‘hayırlı uğurlu olsun milletimize...’ Böyle şeyler duymak istiyoruz.
Temenniden ibaret diplomasiden yorulduk.
‘Sizi seviyorum’la başlayıp ‘sizi seviyorum’la biten bu uluslararası toplantılardaki
‘Seviyorum’ diplomatik özne haline gelmişse siz de böyle başlayın. Deyin ki mesela:
‘Hepinizi seviyoruz ama bizim canevimizden vurulmamıza sebep olan terör örgütlerine
desteklerinizi de görüyoruz, kesin bunları. Sizi çok seviyoruz ama PKK terör örgütü dahil bu
terör örgütlerine silah vermekten vazgeçin. Sizi çok seviyoruz ama Mavi Vatan’daki işgal
heveslerinizi, iptal heveslerinizi görüyoruz; Rum kesimine azgınlık yapmaları için verdiğiniz
desteği fark ediyoruz, bu destekten vazgeçin’ deyin lütfen. ‘Sizi çok seviyoruz, parasını
verdiğimiz F-35’leri bize verin.’
BU KIRMIZI ÇİZGİLERLE YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ
Türkiye bir merkez ülkedir. Bizimle stratejik ortaklık mümkündür, bizimle bağımlılık ve köle
ilişkisi mümkün değildir. Ama NATO kendi koyduğu kurala uyacaksa, bunu güney kanadını
besleyen Türkiye’yi bu kadar örseleyerek yapmaktan vazgeçmelidir. Türkiye’yle müttefik
olun, Türkiye’yle ortak üretim bandında olun, Türkiye’yle dünyanın insanca yaşayabileceği
şartlarda yardımlaşın ama Türkiye’ye parmak sallamayın. Türkiye’ye birtakım şartlar
dayatmayın. Türkiye’yi boşa düşürüp Türkiye’nin nüfuz bölgelerinde kendi azgınlığınıza
imkân aramaktan vazgeçin. İnşallah bu hassasiyetle, bu perspektifle önümüzdeki dönem
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türk Milleti’nin hizmetini göreceğimiz nöbet yerinde
milletin hizmetini alacağımız güne kadar bu kırmızı çizgilerle yürümeye devam edeceğiz.


İSPANYA BAYRAĞINI SEMBOLİK OLARAK NEZAKETİMİZİ KABUL ETSİNLER
DİYE PARTİMİZİN GENEL MERKEZİNİN ÖNÜNE ASTIK
Bu son cümlelerim bir parti genel başkanının sözü değil. Bu, merhametin miğferi olmuş bir
millete mensup, Türk milletine mensup bir evladın, Türk milletine mensup bir ferdin, Türk
milletine mensup bir insanın söyleyeceği söz. Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı
birtakım mecburiyetlerimizden dolayı apronda karşıladı Sayın Cumhurbaşkanı’nı.
Mesuliyetlerimizden dolayı İspanya Devlet Başkanı’nı da aynı hassasiyetlerle karşılamalıydı.
Karşılamalıydı; bize ilkesel üstünlüğümüz var çünkü burada. Biz merhametli bir milletiz.
Bizim merhametli bir millet oluşumuza denk bir haykırış, soykırım başladığı günden itibaren
aralıksız bir şekilde özgür Filistin çığlıklarıyla İspanya’nın semalarından dünyaya
duyulmuştur. Pedro Sanchez; İspanya’nın, İspanyolların, Kudüs’te, Gazze’de yaşanan
soykırımı telin ettiği aralıksız mücadelede karşılanmaya, diplomaside kalbimizle ağırlanmaya,
uğurlarken de Türk milletinin dualarıyla uğurlanmaya değer kıymetli bir devlet başkanıydı.
Ona göstermiş olduğu hassasiyete uygun nezaket gösterilmeli, diplomaside ona bu
merhametine uygun, bu yaptığına uygun bir nezaket gösterilmeliydi. Yapılması gerekiyordu.
Biz İspanya bayrağını, Filistin bayrağını ve Türk bayrağını, sembolik olarak nezaketimizi
kabul etsinler diye partimizin genel merkezinin önüne astık.”

Günün Diğer Haberleri