Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından düzenlenen SUBÜ Konuşmaları’nın
130’uncu konuşmacısı, ‘COP31’e Doğru Giderken İklim Dirençli Şehirler’ başlıklı söyleşiyle
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) eski Rektörü, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Üyesi ve
Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Koyuncu oldu. Üniversitenin YouTube kanalı
üzerinden canlı yayınlanan söyleşinin moderatörlüğünü İklim Değişikliği Araştırma ve Uygulama
Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Hulusi Dede üstlendi. Söyleşide iklim dirençli şehirlerin
özellikleri, aşırı yağış ve kuraklıkla mücadele, atık suların geri kazanımı, yerel yönetimlerin
uygulayabileceği çözümler, iklim akıllı şehir teknolojileri ve gençlerin bu süreçteki rolü ele alındı.
İklim dirençli şehirler
İklim dirençli şehirlerin yalnızca beton altyapılar veya fiziksel afetlere karşı alınan önlemlerle
sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. İsmail Koyuncu, “İklim dirençli bir şehir, iklim
değişikliğinin getirdiği riskleri önceden öngörebilen, bütüncül önlemler alabilen, kriz ve afet
anında temel altyapı hizmetlerini kesintisiz sürdürebilen, kriz sonrasında hızla toparlanabilen ve
değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilen şehirdir. Şehirler su, enerji, gıda, ulaşım, sağlık,
ekonomi ve ekosistem bileşenlerinin birbirine bağlı olduğu yapılardır. Bu nedenle dirençlilik
konusunu yalnızca çevre veya inşaat mühendisliği açısından değil, mimarlık, şehir bölge planlama
ve sosyal politikaları da kapsayan disiplinler arası bir yaklaşımla ele almalıyız. Böyle bir kentte
vatandaş aşırı hava olaylarına karşı kendini güvende hisseder, kentsel ısı adalarının etkisinden
korunur ve kuraklık dönemlerinde bile temiz suya erişir” dedi.
Sünger şehir yaklaşımı
Aynı şehirde hem kuraklık hem de şiddetli sel baskınlarının yaşanmasını iklim krizinin en
karakteristik paradokslarından biri olarak değerlendiren Koyuncu, “Ülkemizde 2000 yılı
öncesinde yılda yaklaşık 50 ekstrem hava olayı görülürken 2023 yılında 1.475 olayla son 55 yılın
rekoru kırıldı. Uzun süren kuraklık dönemlerinin ardından birkaç saate sığan şiddetli sağanaklar
yaşanıyor. İstanbul’da çok kısa sürede bir bölgeye metrekareye 280 kilogram yağış düştüğünü
gördük. Bu nedenle yağmur suyunu şehirden hızla uzaklaştırmak yerine şehirde tutan, toprağa
süzdüren ve depolayan ‘Sünger Şehir’ yaklaşımını benimsemeliyiz” ifadelerini kullandı.
Atık suyun geri kazanımı
Büyüyen nüfus ve sanayi karşısında alternatif su kaynaklarının değerlendirilmesi gerektiğini
belirten Koyuncu, “Türkiye şu anda su stresi yaşayan bir ülke. Nüfusumuz 100 milyona
ulaştığında su kıtlığı çeken bir ülke konumuna geleceğiz. Dünyada atık suların geri kazanım oranı
ortalama yüzde 13 seviyesindeyken ülkemizde bu oran yüzde 7 civarındadır. Atık suyu bir atık
olarak değil, değerli bir kentsel su kaynağı olarak görmek zorundayız. Arıtılan suların sanayide,
peyzaj sulamasında ve tarımda kullanılması yeni bir su kaynağı oluşturmak demektir. Ayrıca
şebekelerdeki kayıp-kaçak oranlarını düşürmek, binalarda gri su geri kazanımını ve yağmur suyu
hasadını yaygınlaştırmak su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltacaktır” diye konuştu.
Doğa bazlı çözümler
Kısıtlı bütçeyle iklim değişikliğine karşı önlem alacak yerel yönetimlerin doğru önceliklendirme
yapması gerektiğini vurgulayan Koyuncu, “Belediyelerimiz öncelikle kentsel risk ve hassasiyet
analizleri yaparak şehrin kırılgan noktalarını dijital haritalarda tespit etmelidir. Devasa ve pahalı
betonarme projeler yerine yağmur bahçeleri, süzdürme havuzları ve geçirimli kaldırımlar gibi
maliyeti düşük ama etkisi yüksek doğa bazlı çözümlere öncelik verilmelidir. Ayrıca imar
planlarında gri su arıtımı, yağmur suyu depolama ve yeşil çatı standartları zorunlu kılınmalıdır.
Kocaeli’de evsel atık su arıtma tesisinden çıkan suyun Tüpraş tarafından ileri arıtmadan
geçirilerek proses suyu olarak kullanılması gibi uygulamalar, sanayiyle ortak kaynak yönetiminin
önemini gösteriyor” açıklamasını yaptı.
İklim akıllı şehirler
Teknolojinin iklim risklerine karşı kullanılmasının önemine ve akıllı şehir anlayışından iklim
akıllı şehirler yaklaşımına geçilmesi gerektiğine değinen Koyuncu, “Teknoloji sadece veri
toplamak için değil, insan ve doğa odaklı çözümleri hayata geçirmek için bir araç olmalıdır. Erken
uyarı sistemleri ve yapay zekâ algoritmaları sayesinde derelerdeki su seviyesi yükseldiğinde
taşkından birkaç saat önce vatandaşlara bildirim gönderilebilir. Otomatik açılıp kapanan akıllı
taşkın kapakları devreye alınarak can ve mal kayıpları önlenebilir. Basınç ve akustik sensörlerle
şebekelerdeki gözle görülmeyen sızıntılar tespit edilebilir. Toprak nem sensörleriyle de yeşil
alanlarda yalnızca ihtiyaç duyulan miktarda sulama yapılabilir” dedi.
Sakarya’da iş birliği ve gençlerin rolü
Sakarya’nın Sapanca Gölü, sanayi kuruluşları ve tarım arazileriyle farklı su ihtiyaçlarının bir arada
bulunduğu bir şehir olduğuna dikkat çeken Koyuncu, “Sakarya’da üniversite, yerel yönetim ve
sanayi iş birliğiyle ‘Sakarya Endüstriyel ve Kentsel Su Döngüsü Projesi’ gibi havza ölçekli
çalışmalar geliştirilebilir. Sanayinin yeraltı sularını tüketmek yerine arıtılmış atık suları kullanması
Türkiye’ye örnek bir model oluşturabilir. İklim kriziyle mücadele tek bir mesleğin
sorumluluğunda değildir. Mühendislikten mimarlığa, ziraatten iktisat ve sosyal bilimlere kadar
farklı alanların birlikte çalışması gerekir. Gençlerimizin üniversite yıllarını dolu dolu geçirmesi,
TEKNOFEST gibi platformlarda farklı bölümlerden arkadaşlarıyla ortak takımlar kurması ve veri
analitiği ile yapay zekâ okuryazarlıklarını geliştirmesi önem taşıyor. Hayal ile hedef arasındaki
fark eylemdir. Eylem planı olmayan bir hedef yalnızca hayal olarak kalır” değerlendirmesinde
bulundu.