Bir toplumu yok etmenin yöntemlerinden biriside o toplumu kendinize benzetmektir. Binlerce yıllık tarih ve kültür altyapısı olan aziz Türk milleti son ikiyüz yıldır değişim süreçlerine uğrayarak asıl benliğinden uzaklaşmaktadır. Bazen buna yenilik, uygarlaşma bazen de çağa ayak uydurma gibi süslü cümleler kurarak toplumu dönüştürme çalışmaları devam etmektedir.
Peygamberimiz “Kim bir kavme benzerse, onlardan olur.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)diye buyurmuştur. Kendi kültür mirasımızı başka nesillere ve tüm insanlığa aktarmaktan vazgeçip adına çağdaş uygarlık değerleri dediğimiz Avrupa’nın köhnemiş değerlerini ülkemize taşımak ve bunları kelimelerle topluma dayatmak tam anlamıyla ülkeleri dönüştürme projesidir.
Kelimelerle toplumu dizayn etme çalışmaların da sözcüklerin çok fazla önemi vardır. Evinde çocuklarına hizmet eden sağlıklı bir aile yapısının oluşması için mücadele eden kadına “ezilen kadın” deyip normal çalışma hayatında olan kadına çağdaş kadın dediler, uçakta hosteslik yapan bayana çağdaş, toprakla uğraşan ürün üreten kadına ezilen kadın dediler. Sakalı olan erkeğe “yobaz” sakalsız top sakallı erkeğe “entelektüel” dediler vb. kelimelerle toplumu dönüştürdüler.
Gelinen noktada eğitimde, İslami ilimlerde, sosyal ve ticari hayatta, siyaset ve kültürel alanda aslından uzaklaşmış Avrupa’nın köhnemiş ve çökmeye yüz tutmuş değerlerini kendine hedef belirlemiş bir toplum yapısı ile karşı karşıyayız. Çekirdek Türk aile yapısını yok etmek için (şahsen 1980 sonrasını hatırladığım için) önce TV yayınları (Dallas vb. dizler) ile sonra bilgisayarı eve sokarak oda yetmeyince internet ve cep telefonlarıyla aileyi parçalara bölerek amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştılar.
Peki, bunun karşısında bizler neler yaptık! Eğitim alanında Din dersi’nin ilkokullarda okutulması için yapılan çalışmalara bir kesim Laiklik elden gidiyor diye tepki gösterdi, Eğitim sistemini yıllardır milli bir modele sokamadık, TV, gazete vb. yazılı ve görsel basında ki toplumu rahatsız eden konularda bir gelişme kaydedemedik, dini değerlerimizde ki sulandırma projelerine diyanet işleri ve birçok cemaat doğru ve akılcı bir model ile karşı duramadı gelinen noktada adı Abdullah, Muhammet, Aişe olan ama dış görünüşü hans’a benzeyen nesiller yetiştirdik. Bu noktada kabahat ve kusuru toplumun tüm kesimleri kendinde aramalıdır.
Peki, çözüm nedir!!!!
Siyaset Kurumu, Kültür Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Diyanet işleri ve Tüm milli cemaatlerle aileler ve toplumun tüm kesimleriyle milli bir seferberlik yaratmalıyız.
Milli bir Eğitim modeli ile,
Devlet kontrolünde gerçek manada bir din eğitimini (Fıkıh, Hadis, Kelam vb.) okullarda okutmaya başlayarak,
Kültür bakanlığının milli değerlere uygun görsel ve basılı yayınlarıyla,
Diyanet işleri başkanlığının tüm çalışanlarını halka bilgi sunmak için sahaya sürmesi ile
Cemaatlerin boş ve maddi didişmeleri bırakarak ülkeye faydalı nesiller yetirmek için çaba sarf etmesi ile
Siyasetle uğraşanların ticari hayatlarını geliştirmek makam ve mevki elde etmek için değil toplumun sorunlarına eğilmesi ile
Ve nihayetinde anne ve babaların çocuklarına sahip çıkması ile bir dönüşüm hareketi başlata biliriz.
Mustafa KORKMAZ
SMMM






















