Hayatta çoğumuzun en büyük yanılgısı, zamanın bize ait olduğunu sanmamızdır. Hepimiz geleceğe planlar yaparız: “Yarın başlarım, haftaya hallederim, seneye mutlaka yaparım…” Ama unuttuğumuz şey şudur: Zamanın bize ait olan tek parçası, şu an elimizde duran dakikadır.
Bir bakarsınız, ertelediğiniz buluşmalar gerçekleşmemiş, yazılmamış mektuplar çekmecede kalmış, söylenmemiş sözler kalbinizde düğüm olmuş. Oysa hayat dediğimiz şey tam da bunlardan ibaret değil mi?
Çocukken koşarak geçtiğimiz sokaklarda, şimdi yavaş yavaş yürürken anlıyoruz: Değerli olan ne büyük başarılar ne de kazanılan paralar. Değerli olan, annenizin yüzüne baktığınızda hissettiğiniz huzur, dostunuzun kahkahası, bir çocuğun size karşılıksız sarılmasıdır.
Hayat aslında çok basit: Birini seviyorsanız söyleyin, kırdıysanız özür dileyin, içinizde bir hayal varsa ertelemeyin. Çünkü hiçbir takvim yaprağı geri gelmiyor.
Belki de asıl mesele, zamanı tutmaya çalışmak değil; zamanı güzel izlerle bırakabilmektir.






















