Sabah okul kapısında çocuklarını uğurlayan anne babalara bakıyorum.
“Dikkatli ol.”
“Derslerini unutma.”
“Çıkışta seni alacağım.”
Çoğumuzun söylediği cümleler bunlar.
Ama artık başka bir soru sormamız gerekiyor:
Çocuklarımız okulun kapısından içeri girerken yanlarında ne taşıyor?
Çantasındaki kitapları değil sadece…
Bir gece önce gördüğü görüntüyü, arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmayı, sosyal medyada karşısına çıkan şiddeti, belki de kimseye anlatamadığı bir sıkıntıyı.
Son günlerde çocuklarla ilgili haberler bu yüzden insanı daha fazla düşündürüyor.
15 yaşındaki bir çocuğun eline av tüfeği alıp okuluna gitmesini konuşuyoruz.
Şiddetin yaşının küçüldüğünü görüyoruz.
Bazen de “Bu çocuk nasıl bu hale geldi?” diye soruyoruz.
Belki de soruyu biraz değiştirmeliyiz.
Biz onu ne zaman dinlemeyi bıraktık?
Çünkü çocukların hayatında okul önemli.
Öğretmen önemli.
Arkadaş çevresi önemli.
Ama çocuğun ilk dünyası hâlâ ailesi.
Çocuk sevgiyi önce evinde görüyor.
Öfkeyi nasıl göstereceğini de.
Saygıyı da.
Sınırı da.
Hata yaptığında ne yapacağını da.
Biz çocuklara sürekli “telefonu bırak” diyoruz.
Belki bazen telefonu bırakması gereken biziz.
Bir akşam sofrada telefonları kenara koyup gerçekten konuşmayı denemek gerekiyor.
“Derslerin nasıl?” sorusundan biraz daha fazlasını sormak gerekiyor.
“Bugün seni üzen bir şey oldu mu?”
“Birisi sana kötü davrandı mı?”
“Sen bugün birine kötü davrandın mı?”
“İçinde tutup kimseye söylemediğin bir şey var mı?”
Belki hemen cevap vermeyecek.
Olsun.
Çünkü bazı çocuklar konuşmayı değil, önce dinleneceklerini bilmeyi bekliyor.
Elbette yaşanan her sorunun sorumluluğunu aileye yükleyemeyiz.
Okulun, öğretmenin, devletin ve içinde yaşadığımız dijital dünyanın da sorumluluğu var.
Ama ailenin yerini hiçbir kurum tamamen dolduramıyor.
Çünkü çocuk, en çok yanında güvende hissettiği insanlardan öğreniyor.
Bugün çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlamak yetmiyor.
Onları hayatın kendisine hazırlamak gerekiyor.
Doğruyu yanlıştan ayırmayı…
Öfkesini kontrol etmeyi…
Başkasının sınırına saygı göstermeyi…
Hata yaptığında geri dönebilmeyi…
Ve en önemlisi, ne olursa olsun konuşabileceği bir ailesi olduğunu bilmeyi.
Çünkü dünyayı çocuklarımız için bir anda değiştiremeyiz.
Ama onların dünyasında nasıl bir aile olacağımıza karar verebiliriz.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
Çocuğumuzun elinden telefonu aldığımızda, onunla konuşacak kadar yakın mıyız?













