Türkiye siyasetinde mesele artık kimin gittiği değil, boşalan siyasi merkezin kimin tarafından doldurulacağı…
Siyasette en tehlikeli an, bir partinin kaybettiği an değildir.
Ne kaybettiğini henüz anlayamadığı andır.
Çünkü seçim kaybedilir, telafi edilir.
Bir yönetim değişir, yenisi gelir.
Bir lider gider, başka biri çıkar.
Ama seçmenle siyaset arasındaki mesafe açılmaya başladığında mesele artık bir seçim sonucu olmaktan çıkar.
Siyasi düzenin kendisi sorgulanmaya başlar.
Türkiye bugün tam da böyle bir eşikte.
Son dönemde yaşananları yalnızca istifalarla, kurultay tartışmalarıyla, hukuki süreçlerle veya yeni parti arayışlarıyla açıklamak mümkün değil.
Bunların tamamı aynı büyük hareketin farklı belirtileri.
Ve o hareketin adı bence çok açık:
Muhalefet yeniden hizalanıyor.
Fakat burada asıl soru “Kim nereye gidiyor?” değil.
Asıl soru çok daha büyük:
Türkiye'nin yeni siyasi merkezi nerede kurulacak?
BİR DEVRİN KOORDİNATLARI KAYIYOR
Siyaset biraz haritaya benzer.
Şehirler yerinde durur ama yollar değişir.
Yeni yollar açılır, bazı yollar önemini kaybeder; kimi kavşaklar bir anda stratejik hale gelir.
Siyasette de böyledir.
Partiler aynı isimleri taşıyabilir, aynı binalarda oturabilir, aynı sembolleri kullanabilir.
Fakat toplumun onlarla kurduğu ilişki değiştiğinde, siyasi harita da değişmiş demektir.
Bugün Türkiye'de yaşanan biraz da bu.
Eski siyasi aidiyetler eskisi kadar katı değil.
Seçmen daha hareketli, siyasi aktörler daha geçirgen, partiler arasındaki sınırlar daha tartışmalı.
Sosyal medya ise siyasetin alanını teşkilat binalarından çıkarıp insanların cebine taşıdı.
Dolayısıyla eski siyasi reflekslerle yeni seçmeni anlamaya çalışmak giderek zorlaşıyor.
BUTLAN TARTIŞMASI: GÖRÜNENİN ARKASINDAKİ GÖRÜNMEYEN
CHP'nin kurultayına ilişkin “mutlak butlan” tartışması, elbette öncelikle hukuki bir mesele.
Fakat siyasetin kendine özgü bir kuralı var:
Hukuki belirsizlik, siyasette siyasi belirsizlik üretebilir.
Ve siyasi belirsizlik başladığında herkes geleceği hesaplamaya başlar.
Liderler…
Teşkilatlar…
Milletvekilleri…
Yerel aktörler…
Ve seçmen…
Çünkü siyasetçinin zihnindeki soru artık yalnızca:
“Bugün ne olacak?”
değildir.
Asıl soru:
“Yarın hangi zeminde siyaset yapacağım?”
olur.
İşte bu nedenle butlan tartışmasını yalnızca hukuki dosyanın içinde okumak eksik kalır.
Meselenin siyasetteki asıl etkisi, geleceğe ilişkin belirsizlik duygusunu büyütmesidir.
Ve o duygu, muhalefetin içindeki fay hatlarını daha görünür hale getiriyor.
ÇÜNKÜ SİYASETTE BOŞLUK DİYE BİR ŞEY YOKTUR
Bir alan boşaldığında biri gelir.
Bir seçmen kendisini temsil edilmemiş hissederse yeni bir adres arar.
Bir parti eski diliyle yeni seçmene ulaşamazsa başka bir siyasi aktör o seçmene konuşmaya başlar.
Bu nedenle siyasi mücadeleyi yalnızca mevcut partilerin birbirleriyle yarışması olarak görmek yanlış.
Asıl mücadele:
BOŞALAN ALANI KİMİN DOLDURACAĞI MÜCADELESİDİR.
Türkiye'de muhalefetin önündeki büyük sınav da burada.
Çünkü yeni bir siyasi yapı kurmak kolaydır.
Bir tabela asılır.
Bir merkez açılır.
Kadrolar açıklanır.
Bir slogan bulunur.
Ama siyasi merkez böyle kurulmaz.
Siyasi merkez, toplumun farklı kesimlerine aynı anda:
“Benim de burada yerim var.”
dedirtebildiğiniz zaman oluşur.
TRANSFER BAŞKA, SIÇRAMA BAŞKA
Bugün siyasi tartışmalarda en çok konuşulan şeylerden biri kadrolar.
Kim geldi?
Kim gitti?
Kaç kişi transfer oldu?
Hangi isim hangi tarafta?
Oysa siyasi tarih bize başka bir şey söylüyor:
Kadro hareketi ile toplumsal hareket aynı şey değildir.
Bir siyasetçi parti değiştirir.
Bir seçmen ise ikna olur.
Aradaki fark küçük görünür ama seçim sonucunu belirleyen tam olarak budur.
Yeni bir siyasi yapı çok sayıda tanınmış ismi yan yana getirebilir.
Fakat bu isimlerin toplamından otomatik olarak yeni bir seçmen kitlesi çıkmaz.
Çünkü seçmen şunu sorar:
“Siz kimsiniz?”
Sonra:
“Bana ne öneriyorsunuz?”
Ve en sonunda:
“Size neden güveneyim?”
İşte yeni siyasetin gerçek sınavı burada başlar.
CHP'NİN ASIL MESELESİ DE BU
CHP açısından bakıldığında tabloyu yalnızca “kayıp” üzerinden okumak kolay.
Ama kolay analizler genellikle eksik analizlerdir.
Asıl soru:
“Kim gitti?”
değil.
“Neden gitmek mümkün hale geldi?”
Bu çok daha zor bir soru.
Çünkü bunun cevabı yalnızca kişilerde aranamaz.
Partinin dili olabilir.
Örgüt kültürü olabilir.
Yeni kuşakla kurduğu ilişki olabilir.
Merkez seçmenle iletişimi olabilir.
Kendi içindeki güç mücadeleleri olabilir.
Veya bütün bunların toplamı olabilir.
İşte CHP'nin önündeki tarihsel fırsat tam burada.
Eğer yaşananları yalnızca bir “kadrosal kayıp” olarak görürse, aynı sorunu başka isimlerle yeniden yaşayabilir.
Ama yaşananları bir uyarı olarak okursa…
O zaman kriz, dönüşümün başlangıcına dönüşebilir.
MUHALEFETİN ASIL SORUNU KİMİN LİDER OLACAĞI DEĞİL
Türkiye'de siyaset uzun süre liderler üzerinden okundu.
Kim daha güçlü?
Kim daha popüler?
Kim kimi yenecek?
Kim kimin önüne geçecek?
Oysa yeni dönemde başka bir soru daha önemli hale geliyor:
Kim daha inandırıcı bir gelecek anlatacak?
Çünkü toplumun önemli bir bölümü artık yalnızca iktidara veya muhalefete oy vermek istemiyor.
Kendi hayatına oy vermek istiyor.
Ekonomisine.
Çocuğunun geleceğine.
Adalete.
Özgürlüğe.
Güvenliğe.
Şehrine.
İşine.
Eğitimine.
Dolayısıyla siyasi partilerin önündeki yeni sınav, ideolojik etiketlerden çok daha zor:
İnsanlara yarını tarif etmek.
SEÇMEN DEĞİŞTİ, PARTİLER HÂLÂ ESKİ SEÇMENİ ARIYOR
Bence Türkiye siyasetindeki en büyük kopuşlardan biri burada.
Partiler hâlâ seçmeni kategorilere ayırıyor.
Şu kadar sosyal demokrat…
Şu kadar milliyetçi…
Şu kadar muhafazakâr…
Şu kadar genç…
Şu kadar kadın…
Oysa gerçek hayattaki seçmen böyle yaşamıyor.
Bir insan aynı anda birçok kimliği taşıyor.
Ekonomide başka düşünüyor.
Güvenlikte başka.
Özgürlüklerde başka.
Yerel yönetimde başka.
Genel seçimde başka.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde başka.
Yeni seçmen artık siyasi paketleri olduğu gibi satın almıyor.
Beğendiğini alıyor, beğenmediğini bırakıyor, farklı seçenekleri karşılaştırıyor.
Kısacası seçmen artık partinin önüne koyduğu bütün siyasi paketi kabul etmek zorunda hissetmiyor.
KENDİ SİYASİ PAKETİNİ KENDİSİ OLUŞTURUYOR.
İşte partilerin anlaması gereken yeni gerçek bu.
2028'İN SANDIĞI BUGÜNDEN KURULUYOR
Seçime daha zaman var.
Ama siyasi yarış çoktan başladı.
Çünkü seçim günü sandıkta belirlenmez.
Sandıkta yalnızca sonucu görünür hale gelir.
Asıl yarış çok daha önce başlar:
Güvenle.
Hikâyeyle.
Kadroyla.
Dille.
Sosyal medyayla.
Yerel örgütlerle.
Gençlerle.
Kadınlarla.
Ve en önemlisi, toplumun kendisini o hikâyenin içinde görüp görmemesiyle.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin siyasi aktörleri yalnızca mevcut seçmeni paylaşmayacak.
Yeni seçmeni kazanmaya çalışacak.
Türkiye'deki asıl büyük mücadele de burada yaşanacak.
YENİ MERKEZ NEREDE KURULACAK?
Belki de bütün bu tartışmaların merkezindeki soru bu.
Yeni siyasi merkez CHP'nin içinde mi yeniden kurulacak?
Yeni bir siyasi yapı mı bu boşluğu dolduracak?
Yoksa bugün henüz adını koyamadığımız başka bir siyasi denklem mi ortaya çıkacak?
Bunu bugünden kesin olarak söylemek mümkün değil.
Zaten iyi siyasi analiz geleceği kesinmiş gibi ilan etmek değildir.
İhtimalleri görmek, yönü okumaktır.
Benim gördüğüm yön şu:
Türkiye'de muhalefet eski koordinatlarında kalamayacak.
Çünkü siyasetçi değişti.
Seçmen değişti.
İletişim değişti.
Toplumun beklentileri değişti.
Dolayısıyla siyasi yapı da değişmek zorunda.
BUNDAN SONRA KİM KAZANIR?
En fazla milletvekili olan değil.
En fazla teşkilatı olan da değil.
En yüksek sesle konuşan hiç değil.
Bence bundan sonra avantajı elinde tutacak aktör:
Toplumdaki dağınık beklentileri tek bir siyasi hikâyeye dönüştürebilen aktör olacak.
Çünkü insanlar yalnızca bir partiye katılmak istemiyor.
Bir hikâyeye inanmak istiyor.
Kendisine bir gelecek resmi çizilmesini istiyor.
Ve o resimde kendisine de yer olduğunu görmek istiyor.
MUHALEFETİN ÖNÜNDEKİ TARİHSEL SINAV
Şimdi önlerinde iki seçenek var.
Birincisi:
Eski dengeleri yeniden kurmaya çalışmak.
İkincisi:
Yeni dengeyi kendileri kurmak.
Birinci yol daha kolay.
Çünkü alışılmış.
İkinci yol zor.
Çünkü cesaret istiyor.
Eski hesapları kapatmayı.
Yeni insanlara alan açmayı.
Geçmişte yapılan hataları kabul etmeyi.
Ve en önemlisi, “Biz zaten haklıyız” rahatlığından vazgeçmeyi gerektiriyor.
Ama siyasi sıçramalar hiçbir zaman rahatlık dönemlerinde gerçekleşmez.
Belirsizlik dönemlerinde gerçekleşir.
Türkiye şu anda tam olarak böyle bir dönemin eşiğinde.
SON HAMLE
Bugün herkes taşları sayıyor.
Kim gitti?
Kim kaldı?
Kim yeni bir adrese geçti?
Hangi parti büyüdü, hangisi küçüldü?
Oysa bunların tamamı oyunun görünen tarafı.
Asıl mesele başka:
Türkiye'de siyasi merkez nereye kayıyor?
Çünkü bazen bir parti kazanmaz;
bir dönem kaybeder.
Bazen yeni bir parti kurulmaz;
yeni bir siyasi ihtiyaç ortaya çıkar.
Bazen de seçmen bir partiden vazgeçmez;
eski siyasi dilin kendisinden vazgeçer.
Türkiye bugün böyle bir eşiğin üzerinde.
Henüz yeni merkez kurulmuş değil.
Fakat eski dengelerin artık eskisi kadar sağlam olmadığı açık.
Bundan sonra avantaj, en fazla taşı elinde tutanda olmayacak.
Taşların neden hareket ettiğini anlayanda olacak.
Çünkü siyaset, taşları hareket ettirme sanatı değildir.
OYUNUN YÖNÜNÜ ÖNCEDEN GÖREBİLME SANATIDIR.
Ve Türkiye'de oyun artık hareket halinde.
Belki bugün bunun adını koymak için erken.
Ama birkaç yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, bugün yaşananları çok daha farklı okuyabiliriz:
BU, ESKİ MUHALEFETİN SONU OLMAYABİLİR.
YENİ MUHALEFETİN BAŞLANGICI OLABİLİR.
Asıl mesele ise hâlâ aynı:














