17 Ağustos 1999…
Sakarya'nın hafızasına sadece bir tarih olarak değil, bir yara olarak kazındı.
O gece binlerce insanımızı kaybettik.
Evlerimiz yıkıldı.
Sokaklarımız sustu.
Şehrin üzerinde günlerce ölümün sessizliği vardı.
Bugün o gecenin üzerinden tam 27 yıl geçti.
Ve bugün Sakarya'nın önünde çok basit ama çok ağır bir soru var:
Biz gerçekten hazır mıyız?
Yoksa her 17 Ağustos'ta aynı cümleleri kurup, ertesi gün hayatımıza kaldığımız yerden devam mı ediyoruz?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
DEPREM DEĞİL, HAZIRLIKSIZLIK ÖLDÜRÜR
Depremi durduramayız.
Fay hattını ortadan kaldıramayız.
Ama çürük binayı yıkabiliriz.
Riskli yapıyı dönüştürebiliriz.
Zemini dikkate alan şehir planlaması yapabiliriz.
Toplanma alanlarını koruyabiliriz.
Ve en önemlisi, deprem olmadan önce tedbir alabiliriz.
Sakarya'nın artık bunu tartışma aşamasından çıkarıp uygulama aşamasına taşıması gerekiyor.
Bu açıdan bakıldığında son dönemde atılan adımlar önemli.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nin Tığcılar'da yürüttüğü kentsel dönüşüm projesinde artık masa başındaki hazırlıklardan sahadaki uygulamaya geçilmiş durumda. Mart ayında zemin etütleri başladı; temmuz ayında ise riskli yapıların tahliyesi için tebligatlar hak sahiplerine ulaştırılmaya başlandı.
27 YIL SONRA İLK KEZ “YIKIM” KELİMESİ GERÇEĞE DÖNÜŞÜYOR
Tığcılar'ın ilk etabında tablo net:
4,67 hektar alan.
109 yapı.
718 bağımsız bölüm.
Yaklaşık 800 hak sahibi.
Bu rakamlar sadece istatistik değil.
Her bir rakamın arkasında bir aile var.
Bir ev var.
Bir hayat var.
Bir geçmiş var.
Ve o insanların yıllardır yaşadığı evlerin güvenli olup olmadığı sorusu var.
İşte bu yüzden kentsel dönüşüm sadece belediyenin projesi değildir.
Bu, Sakarya'nın ortak güvenlik meselesidir.
Üstelik dönüşümde vatandaşın ikna edilmesi de en az binanın yıkılması kadar önemli.
Ocak ayında ilk etapta bağımsız bölümlerin yüzde 65'i için muvafakatname alınmıştı. Mayıs ayında ise uzlaşma oranının yüzde 80 seviyesine ulaştığı açıklandı.
Bu önemli.
Çünkü dönüşümün başarısı sadece iş makineleriyle değil, vatandaşın rızası ve güveniyle ölçülür.
AMA SAKARYA SADECE TIĞCILAR'DAN İBARET DEĞİL
Burada durup daha büyük soruyu sormamız gerekiyor.
Tığcılar'dan sonra ne olacak?
Çünkü Sakarya'nın deprem problemi bir mahalleye sığmayacak kadar büyük.
Tığcılar'ın 2. ve 3. etaplarında bile 196 bina, 1.702 bağımsız bölüm ve 1.726 hak sahibinden söz ediliyor.
Peki Adapazarı'nın diğer mahalleleri?
Serdivan?
Erenler?
Arifiye?
Hendek?
Akyazı?
Geyve?
Pamukova?
Şehrin diğer ilçeleri?
Kentsel dönüşümün asıl sınavı işte burada başlayacak.
Çünkü Sakarya'nın ihtiyacı bir “prestij projesi” değil.
Sakarya'nın ihtiyacı bir şehir dönüşüm programıdır.
SİYASET ÜSTÜ BİR MESELE
Benim açımdan burada siyasi parti tartışmasının hiçbir anlamı yok.
AK Parti yapmış, CHP yapmış, MHP desteklemiş veya başka bir siyasi parti eleştirmiş…
Bunların hepsi ikinci planda.
Çünkü deprem geldiğinde vatandaşın kapısını çalan siyasi parti olmayacak.
Deprem geldiğinde binanın kolonları konuşacak.
İşte bu nedenle Sakarya'nın kentsel dönüşümü siyaset üstü bir devlet ve şehir politikası olmak zorunda.
Büyükşehir Belediyesi'nin “dirençli şehir” hedefi doğru bir hedef.
Bakanlık, TOKİ, Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, meslek odaları, üniversiteler ve vatandaş aynı masada buluşmalı.
Çünkü bu mesele tek bir kurumun omuzlayabileceği kadar küçük değil.
VATANDAŞIN DA BİR SORUSU VAR
Kentsel dönüşüm konuşulurken vatandaşın ekonomik endişesini de görmezden gelemeyiz.
“Evimi boşaltacağım, nereye gideceğim?”
“Kirayı nasıl ödeyeceğim?”
“Yeni evin maliyeti ne olacak?”
“Metrekarem küçülecek mi?”
“Tapumun değeri ne olacak?”
“Dönüşüm ne kadar sürecek?”
Bunların hepsi meşru sorular.
Vatandaşa sadece:
“Binanız riskli, boşaltın.”
demek yetmez.
Devletin ve belediyelerin vatandaşa şunu da söylemesi gerekir:
“Sizi yalnız bırakmayacağız.”
Kira desteği, taşınma desteği, finansman modeli, şeffaf ihale ve maliyet hesabı, teslim takvimi…
Hepsi açık ve anlaşılır olmalı.
Çünkü vatandaşın korkusu sadece deprem değil.
Bir de dönüşümün ekonomik yükü var.
SAKARYA'NIN YENİ HEDEFİ NE OLMALI?
Bence artık hedefimizi değiştirmeliyiz.
Her yıl 17 Ağustos'ta sadece geçmişi konuşmak yerine, her 17 Ağustos'ta şu tabloyu açıklamalıyız:
“Geçen yıl kaç riskli bina dönüştürüldü?”
“Kaç aile güvenli konuta taşındı?”
“Kaç bina hâlâ risk altında?”
“Hangi mahallede ne zaman dönüşüm başlayacak?”
“Bir sonraki yıl hedefimiz ne?”
İşte o zaman 17 Ağustos sadece bir anma günü olmaktan çıkar.
Bir hesap verme günü olur.
27 YIL ÖNCE KAYBETTİKLERİMİZ BİZE BİR EMANET BIRAKTI
17 Ağustos'un üzerinden 27 yıl geçti.
Ama o gece hayatını kaybedenlerin bize bıraktığı en büyük miras mezar taşları değil.
Bir ders.
O ders şudur:
Deprem öldürmez.
Hazırlıksızlık öldürür.
Denetimsiz yapı öldürür.
Yanlış şehirleşme öldürür.
Riskli binada yaşamaya mecbur bırakılmak öldürür.
Ve en önemlisi…
“Daha sonra yaparız” demek öldürür.
Bugün Sakarya'da kentsel dönüşüm konusunda nihayet sahada somut bir hareketlilik var.
Tığcılar'da tahliye ve yıkım sürecinin başlaması bu nedenle yalnızca bir mahalledeki binaların yenilenmesi olarak görülmemeli.
Bu, Sakarya'nın 27 yıl sonra verdiği bir sınavdır.
Başarılı olursa başka mahallelere örnek olur.
Başarısız olursa yıllarca konuştuğumuz “dirençli şehir” hedefi yine bir slogandan ibaret kalır.














