Daha birkaç ay önce...
O salon tıklım tıklımdı.
Son düdük çaldığında herkes ayağa kalkmıştı.
Parkede dökülen alın teri, tribünlerden yükselen o devasa coşkuyla bütünleşmişti.
Yıllardır özlemini çektiğimiz o cümleyi hep birlikte söyledik:
"Sakarya yeniden 1. Lig'de!"
O gün herkes vardı...
Fotoğraf verenler vardı.
Kupaya dokunanlar vardı.
Kutlama mesajı yayınlayanlar vardı.
Peki bugün?
Bugün o şampiyon takım nerede?
Daha doğrusu...
O takıma sahip çıkan kim var?
Kulislerden gelen bilgiler insanın canını sıkıyor.
Başantrenör Sinan Çambel raporunu vermiş...
Yönetim oyuncularla görüşmüş...
Bora Satır...
Gökhan Edge Demirli...
Nusret Yıldırım...
İsimler belli.
Prensip anlaşmaları yapılmış.
Ama aradan haftalar geçmesine rağmen ortada ne resmi imza var ne de kamuoyunu rahatlatacak bir açıklama...
Sebep ise tek cümle...
Para yok.
Şimdi durup düşünelim...
Bu takım hangi başarıdan sonra bu muameleyi hak etti?
Şampiyon olmadığı için mi?
Hayır...
Tam tersine...
Şampiyon olduğu için bugün burada olması gerekiyordu.
Sakarya'nın yıllardır çözemediği bir hastalığı var.
Ne zaman basketbol ayağa kalksa...
Birileri futbolun gölgesini üzerine düşürüyor.
Kimse yanlış anlamasın.
Sakaryaspor bu şehrin en büyük markalarından biridir.
Başarılı olması hepimizin ortak arzusudur.
Mali sorunlarını aşması gerekir.
Ayağa kalkması gerekir.
Buna itiraz eden olmaz.
Ama benim itirazım başka.
Bir branşı yaşatmak için diğerini neden feda ediyoruz?
İşte cevabını bulamadığım soru bu...
Basketbol milyonlarca liralık bütçeler istemiyor.
Transferleriyle Avrupa yıldızları getirmiyor.
Makul bütçelerle...
Doğru planlamayla...
Bu şehrin adını Türkiye Basketbol 1. Ligi'nde temsil etmeye hazırlanıyor.
Peki karşılığında ne görüyor?
Belirsizlik...
Sessizlik...
Ve yalnızlık...
En acısı da şu...
Bu takımın en büyük sermayesi para değildi.
İnancıydı.
Mücadelesiydi.
Birlikteliğiydi.
Şimdi ise o inancın yerini umutsuzluk almaya başladı.
Çünkü hiçbir teknik ekip...
Hiçbir oyuncu...
"Acaba bütçe çıkar mı?" diye bekleyerek sezona hazırlanamaz.
Bugün hâlâ zaman var.
Ama zaman hızla tükeniyor.
Transferlerin resmiyet kazanması gerekiyor.
Takımın kampa girmesi gerekiyor.
Planlamanın başlaması gerekiyor.
Her geçen gün sadece takvim yaprağı eksilmiyor...
Şampiyonluğun enerjisi de eksiliyor.
Eğer gerçekten konuşulanlar doğruysa...
Ve bu sessizlik devam ederse...
Korkarım ki Sakarya Büyükşehir Basketbol, daha lige çıkmadan en büyük darbeyi kendi şehrinden yiyecek.
İşte o gün kaybeden sadece basketbol olmayacak.
Kaybeden Sakarya olacak.
Çünkü spor şehri olmak...
Sadece futbol konuşmak değildir.
Spor şehri olmak;
Başarının olduğu her branşa sahip çıkabilmektir.
Alın terine değer verebilmektir.
Şampiyonu yalnız bırakmamaktır.
Bugün yöneticilere düşen görev çok net.
Bu belirsizliği bitirin.
Şehrin önüne çıkın.
Basketbolun geleceğiyle ilgili açık ve net konuşun.
Çünkü sessizlik bazen en ağır cevaptır.
Ve unutmayın...
Bir şehri büyük yapan, sadece şampiyonluk kupaları değildir.
O kupaları kaldıran emekçilere, iş bittikten sonra da sahip çıkabilmesidir.
Bugün Sakarya'nın önünde tam da böyle bir vicdan sınavı duruyor.
Bu sınavdan geçebilirsek sadece bir takımı değil, bu şehrin spor kültürünü de kurtarmış olacağız.
Geçemezsek...
Yıllar sonra yine aynı cümleyi kuracağız:
"Bir değerimizi daha kendi ellerimizle kaybettik."