Bir siyasetçiyi makamı değil, sahadaki izi anlatır.
Sakarya siyasetini yakından takip edenler bilir…
Bazı isimler vardır, görev değiştirir ama siyaset yapma biçimi değişmez.
Partisi değişebilir.
Makamı değişebilir.
Ünvanı değişebilir.
Ama sahaya bakışı değişmez.
Av. Serdip Dokumacı benim gözümde tam da böyle bir isim.
Daha önce hakkında üç kez yazdım.
Her yazıda başka bir pencereden baktım.
Bugün yeniden yazıyorum.
Çünkü bazı siyasetçileri bir kez yazmak yetmez.
Onları anlamak için zaman içerisindeki davranışlarına bakmak gerekir.
Ve Serdip Dokumacı'nın siyasi hayatında benim dikkatimi çeken en belirgin özellik şu:
Koltukta oturan bir başkan olmadı.
Siyasette makam kolaydır.
Makam odası vardır.
Masa vardır.
Koltuk vardır.
Telefon vardır.
Gelen gider, giden gelir.
Ama siyaset sadece bunlardan ibaret değildir.
Asıl siyaset sokağın içinde başlar.
Esnafın kepenginin önünde…
Bir vatandaşın anlattığı sıkıntıda…
Mahallenin ara sokağında…
Teşkilat toplantısında…
Bazen hiç tanımadığınız bir insanın elini sıkarken…
Serdip Dokumacı'nın siyasi geçmişine ve bugün yaptığı çalışmalara baktığınızda, bu tarafının hiç değişmediğini görüyorsunuz.
İYİ Parti döneminde de sahadaydı.
2023 seçim sürecinde de esnaf ve vatandaş ziyaretleriyle gündemdeydi.
Bugün Anahtar Parti Adapazarı İlçe Başkanı olarak da aynı yerde.
Sokağın içinde.
Esnafın yanında.
Mahallelerde.
Teşkilatın arasında.
Yani aslında değişen parti tabelası olabilir.
Değişmeyen ise siyaset yapma biçimi.
Bence Serdip Dokumacı'yı anlatırken en fazla burada durmak gerekiyor.
Çünkü Türkiye'de siyaset uzun zamandır biraz fazla “ekran siyasetine” sıkışmış durumda.
Bir açıklama yapılır.
Bir fotoğraf paylaşılır.
Bir açıklamaya başka bir açıklamayla cevap verilir.
Sosyal medya birkaç saat konuşur.
Sonra başka bir gündem gelir.
Oysa sokakta siyaset böyle değil.
Esnafın derdi bir paylaşım kadar kısa değil.
Vatandaşın ekonomik sıkıntısı bir basın açıklaması kadar kolay değil.
Mahallenin problemi bir sosyal medya gönderisiyle ortadan kalkmıyor.
Bunun için dinlemek gerekiyor.
Tekrar gitmek gerekiyor.
Takip etmek gerekiyor.
İnsanlarla temas halinde kalmak gerekiyor.
Serdip Dokumacı'nın bugün yaptığı saha çalışmalarında dikkat çeken taraf da bana göre tam olarak bu.
Adapazarı'nda esnaf ziyaretleri yapıyor, vatandaşlarla birebir görüşüyor ve mahalle yapılanmasını büyütmeye çalışıyor.
Bu nedenle onu sadece “Anahtar Parti Adapazarı İlçe Başkanı” olarak değerlendirmek bana eksik geliyor.
Çünkü onun siyasi kimliğinin önemli bir bölümü sahada şekilleniyor.
Bir başka dikkat çekici nokta ise şu:
Dokumacı siyaseti yalnızca seçim döneminde hatırlayan isimlerden biri gibi görünmüyor.
Mayıs ayında Ankara Caddesi esnafıyla yapılan ziyaretler…
Haziran ayında Adapazarı'nın farklı noktalarında sürdürülen çalışmalar…
Temmuz ayında Turan Caddesi'nde devam eden saha ziyaretleri…
Bunların ortak noktası aynı:
Sürekli temas.
Üstelik mesele sadece esnaf ziyareti de değil.
Mahalle teşkilatlanmasına da ağırlık veriliyor.
Adapazarı'nın 84 mahallesinin tamamında teşkilatlanma hedefinden söz ediliyor.
İşte burada siyaset biraz daha farklı bir anlam kazanıyor.
Çünkü teşkilat dediğiniz şey tabeladan ibaret değildir.
İnsan ister.
Güven ister.
Emek ister.
Zaman ister.
Ve en önemlisi sahada olmayı ister.
Serdip Dokumacı'nın siyasi çizgisinde benim dikkatimi çeken başka bir özellik daha var:
Doğru gördüğüne doğru, yanlış gördüğüne yanlış deme iddiası.
Anahtar Parti'ye katılırken de bunu özellikle vurguladı.
Yaklaşık iki yıllık siyasi aranın ardından yeniden aktif siyasete dönerken, sahada olmak ve doğruya doğru, yanlışa yanlış demek için siyasete döndüğünü ifade etti.
Bu cümle siyasette kolay kurulabilir.
Ama önemli olan cümlenin arkasında durabilmektir.
Çünkü siyaset sadece kendi partinizi savunmak değildir.
Bazen kendi partinizin yanlışını da görebilmektir.
Bazen başka bir siyasi yapının doğru yaptığı bir işi teslim edebilmektir.
Bazen de toplumun hoşuna gitmeyecek olsa bile inandığınız şeyi söyleyebilmektir.
Siyasette karakter biraz da burada ortaya çıkar.
Ben Serdip Dokumacı'nın bugün geldiği noktayı değerlendirirken, Anahtar Parti'nin yeni bir siyasi yapı olmasından daha çok başka bir noktaya bakıyorum.
Bir isim, yeni bir siyasi yapının içinde kendi tarzını ne kadar taşıyabiliyor?
Dokumacı açısından baktığımda cevap oldukça net.
Sahada.
Çünkü daha önce neredeyse aynı görüntüyü farklı bir siyasi kimlikle gördük.
Bugün yine görüyoruz.
Esnafla konuşurken…
Vatandaşın derdini dinlerken…
Mahalle teşkilatı oluştururken…
Sokakta yürürken…
Bu yüzden benim için Serdip Dokumacı'nın hikâyesinde asıl mesele parti değişikliği değil.
Siyaset yapma biçiminin değişmemesi.
Belki de bugün siyasetin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri bu.
İnsanlarla konuşan siyasetçi.
Dinleyen siyasetçi.
Sokağı bilen siyasetçi.
Esnafın ne yaşadığını bilen…
Mahallenin ne istediğini bilen…
Vatandaşın hangi noktada itiraz ettiğini bilen…
Çünkü seçim sandığına giden insanın karşısına seçimden birkaç ay önce çıkmak kolay.
Asıl mesele, seçim yokken de aynı insanlarla yan yana durabilmek.
Serdip Dokumacı'nın siyasi yolculuğunda benim gördüğüm en belirgin çizgi de bu.
Sahadan kopmamak.
Bugün Sakarya siyasetinde birçok isim var.
Kimi kürsüsüyle…
Kimi sosyal medyasıyla…
Kimi açıklamalarıyla…
Kimi makamıyla…
Kimi de sahadaki çalışmasıyla öne çıkıyor.
Serdip Dokumacı'yı farklı bir yere koymamın nedeni ise tam burada başlıyor.
Ben onu makamıyla değil, sahadaki haliyle okumayı tercih ediyorum.
Çünkü makamlar geçici.
Partiler değişebilir.
Görevler bitebilir.
Seçimler kazanılır, kaybedilir.
Ama siyasetçinin sahada bıraktığı iz kalır.
Ve bazı isimleri anlatmak için uzun cümlelere gerek yoktur.
Bir fotoğraf karesi yeter.
Bir esnafın elini sıkarken…
Bir vatandaşın derdini dinlerken…
Bir mahallede teşkilat kurarken…
İşte o zaman siyasetçinin nerede durduğunu anlarsınız.
Benim Serdip Dokumacı için cümlem başından beri aynı:
Koltukta değil, sahada.
Ve bugün baktığımda…
O cümlenin hâlâ değişmediğini görüyorum.


















