30 Ağustos 1922…
Anadolu’nun kaderinin değiştiği gün.
Ama 30 Ağustos’u yalnızca bir askeri zafer olarak anlatmak, bu büyük mücadelenin anlamını eksiltir.
Çünkü 30 Ağustos’un arkasında yalnızca kazanılmış bir savaş değil; işgal edilmiş bir ülkenin yeniden ayağa kalkışı, bağımsızlığını kaybetmek istemeyen bir milletin iradesi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde şekillenen yeni bir gelecek vardır.
O gün Türk ordusu, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Büyük Taarruz’u zaferle sonuçlandırdı.
Fakat asıl mesele, yalnızca ordunun kazandığı savaş değildi.
Asıl mesele şuydu:
Bu ülkenin geleceğine kim karar verecekti?
Başka devletler mi?
Yoksa bu topraklarda yaşayan millet mi?
30 Ağustos’un cevabı nettir:
Millet.
İşte bu nedenle 30 Ağustos, bizim için yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değildir.
Bugün Cumhuriyet'ten, bağımsızlıktan, demokrasiden ve Türkiye'nin geleceğinden söz ediyorsak; bunun başlangıç noktalarından biri 30 Ağustos'tur.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bize hazır bir gelecek bırakmadı.
Bir ülkeyi yeniden kurma sorumluluğu bıraktı.
Cumhuriyet'i kurdular.
Ve o Cumhuriyet'i yaşatmak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak görevini bize bıraktılar.
Bugün 30 Ağustos'u kutlarken belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru budur:
Biz bize bırakılan bu mirasa ne kadar sahip çıkıyoruz?
Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir.
Bağımsızlık; kendi kararlarını verebilmektir.
Hukukun üstünlüğünü savunabilmektir.
Bilimi ve aklı rehber kabul etmektir.
Çocukların geleceğe güvenle bakabilmesini sağlamaktır.
Gençlerin bu ülkede gelecek kurmak istemesidir.
Ve Cumhuriyet'in temelindeki millet iradesini her koşulda savunabilmektir.
30 Ağustos'un üzerinden 104 yıl geçti.
Bugün Türkiye'nin sorunları elbette 1922'nin sorunları değil.
Fakat değişmeyen bir gerçek var:
Bir ülkenin geleceği, o ülkenin insanlarının ortak iradesine ve ortak sorumluluğuna bağlıdır.
Bu nedenle 30 Ağustos'a yalnızca geçmişe bakarak değil, geleceğe bakarak da yaklaşmalıyız.
Atatürk'ün yaptığı mücadeleyi anlamanın en doğru yolu, onu sadece anmak değil; ortaya koyduğu akıl, bağımsızlık ve Cumhuriyet fikrini yaşatmaktır.
Çünkü Cumhuriyet bize geçmişten kalan bir hatıra değil, geleceğe taşıyacağımız bir emanettir.
Sakarya'dan baktığımızda da bu tarih bize çok şey anlatıyor.
Bu topraklar, Milli Mücadele'nin hangi bedellerle kazanıldığını bilen topraklardır.
Bugün özgürce konuşabiliyor, kendi geleceğimiz hakkında karar verebiliyor ve Türk bayrağının altında yaşayabiliyorsak, bunun arkasında büyük bir mücadele ve büyük bir fedakârlık vardır.
O yüzden 30 Ağustos'ta sadece zaferi değil, o zaferin bedelini de hatırlamalıyız.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık mücadelemizin bütün kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Onların bize bıraktığı en büyük mesajı ise bugün bir kez daha hatırlayalım:
Türkiye'nin geleceği, yine milletin iradesiyle şekillenecektir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.










