Siyasette bazen gerçekleri değiştiremezsiniz; sadece kelimeleri değiştirirsiniz.
“Seçilmiş” dersiniz başka, “atanmış” dersiniz başka…
“Göreve dönüş” dersiniz başka, “kayyum” dersiniz başka…
Ama kelimeleri değiştirerek gerçeği değiştiremezsiniz.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde tam olarak bunu yaşıyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu’na “atanmış genel başkan”, “kayyum” diyenlere soruyorum:
Hangi atamadan söz ediyorsunuz?
Kim, kimi atadı?
Hangi makam, hangi yetkiyle bir kişiyi CHP Genel Başkanlığı’na atadı?
Ortada böyle bir atama yok.
Ortada 37. Kurultay’da delegelerin oylarıyla seçilmiş bir genel başkan var.
Ve yine ortada, 38. Kurultay’a ilişkin devam eden bir yargı süreci ve bu süreçte alınmış mahkeme kararları var.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken şey, hoşumuza giden veya gitmeyen siyasi sonuçlara göre kavramları yeniden icat etmek değil; olanı olduğu gibi konuşmaktır.
Çünkü demokrasi, işimize gelen sonucu savunmak değildir.
Hukuk da sadece bizim tarafımız kazandığında hatırlanacak bir kavram değildir.
Peki neden “kayyum” deniliyor?
Çünkü siyasi tartışmalarda bazı kelimelerin güçlü bir karşılığı vardır.
“Kayyum” kelimesi de bunlardan biridir.
İnsanların zihninde doğrudan “seçilmiş iradenin yok sayılması” çağrışımı yaratır.
Bu nedenle bir kişiye “kayyum” dediğinizde aslında sadece bir hukuki durumu tarif etmiş olmazsınız; aynı zamanda o kişiye yönelik güçlü bir siyasi algı oluşturursunuz.
İşte tam da bu nedenle kelimeleri dikkatli kullanmak gerekir.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin 37. Olağan Kurultayı’nda seçilmiş genel başkandır.
- Kurultay sonrasında görevini Özgür Özel devralmıştır.
Ancak 38. Kurultay'a ilişkin yargı sürecinde alınan kararlar sonucunda Kılıçdaroğlu ve 37. Kurultay’da seçilen yönetimin yeniden görev almasının önü açılmıştır.
Bunun siyasi açıdan hoşunuza gitmemesi mümkündür.
Kararı yanlış bulabilirsiniz.
İtiraz edebilirsiniz.
Hatta çok sert şekilde eleştirebilirsiniz.
Bunların hepsi demokratik siyasetin içerisinde vardır.
Ama buna “atama” demek başka bir şeydir.
Çünkü atama ile göreve dönüş aynı şey değildir.
CHP'nin asıl problemi burada başlıyor
Bence CHP'nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, Kılıçdaroğlu mu Özgür Özel mi tartışması değildir.
Asıl tehlike, partinin kendi içindeki siyasi mücadeleyi düşmanlık diline dönüştürmesidir.
Birbirine “hain” diyen…
Birbirini “trol” ilan eden…
Birbirini “kayyumcu” olmakla suçlayan…
Birbirinin CHP'liliğini sorgulayan…
Bir siyasi parti iktidara böyle hazırlanamaz.
CHP'nin bugün Türkiye'ye anlatması gereken hikâye, kendi içindeki kavganın hikâyesi değildir.
Türkiye'nin ekonomik sorunları var.
Emeklinin geçim derdi var.
Gençlerin gelecek kaygısı var.
Çiftçinin, esnafın, işçinin sorunları var.
Adalet ve hukuk konusunda toplumun ciddi beklentileri var.
Vatandaş CHP'ye baktığında kendi sorunlarına çözüm arıyor.
CHP ise kendi içerisinde birbirine bakıp “Sen kimsin?” diye sorarsa, vatandaşın “Benim derdimi kim çözecek?” sorusuna cevap veremez.
Hukuk herkes için hukuk olmalı
Bugün CHP'nin yapması gereken en önemli şeylerden biri de hukuka yaklaşımını siyasi konjonktürden kurtarmaktır.
Bugün hoşumuza giden bir mahkeme kararını alkışlayıp, yarın hoşumuza gitmeyen bir kararı “siyasi operasyon” ilan edersek, savunduğumuz hukuk değil, kendi pozisyonumuz olur.
Bu CHP'ye yakışmaz.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihsel iddiası çok daha büyüktür.
Biz hukuku sadece kendimiz için istemeyiz.
Biz hukukun herkes için işlemesini isteriz.
Biz demokrasiyi sadece kazandığımız zaman savunmayız.
Kaybettiğimizde de savunuruz.
İşte gerçek demokrasi sınavı budur.
Kılıçdaroğlu tartışması üzerinden CHP nereye gidiyor?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'de uzun yıllara dayanan bir siyasi geçmişi var.
Özgür Özel'in de CHP Genel Başkanlığı'na kurultay iradesiyle gelmiş olması ayrı bir siyasi gerçekliktir.
Bu iki gerçeği birbirini yok etmek için kullanmak yerine, CHP'nin geleceğini konuşmak gerekiyor.
Çünkü artık CHP'nin geçmişle kavga ederek geleceği kazanma şansı yok.
Geçmişin hesabı elbette sorulabilir.
Yanlışlar elbette konuşulabilir.
Ama bir siyasi parti, sürekli kendi geçmişini tartışarak geleceğini kuramaz.
CHP'nin önünde çok daha büyük bir hedef var:
İktidar olmak.
Artık birbirimizi yenme zamanı değil
Bugün CHP içerisinde herkesin kendisine sorması gereken bir soru var:
“Ben haklı çıkmak mı istiyorum, yoksa CHP'nin iktidar olmasını mı?”
Çünkü ikisi her zaman aynı şey değildir.
Bazen haklı olduğunuzu düşünürsünüz ama kullandığınız dil partinize zarar verir.
Bazen siyasi rakibinizi köşeye sıkıştırırsınız ama aynı anda seçmenin umudunu da köşeye sıkıştırırsınız.
Siyaset sadece kazanmak değildir.
Siyaset, kazandığınızda ne yapacağınızı da bilmektir.
CHP'nin bugün birbirine ihtiyacı var.
Örgütün deneyimine de ihtiyacı var.
Gençlerin enerjisine de ihtiyacı var.
Kadınların sahadaki gücüne de ihtiyacı var.
Kırgınların yeniden kazanılmasına da ihtiyacı var.
Ve en önemlisi, vatandaşın güvenine ihtiyacı var.
Velhasıl;
Kemal Kılıçdaroğlu'na “atanmış” demek, bir siyasi tercih olabilir.
Ama bunu bir gerçek gibi sunmak başka bir şeydir.
Mahkeme kararını eleştirmek demokratik haktır.
Ama mahkeme kararının sonucunu beğenmediğiniz için hukuki kavramları değiştirmek doğru değildir.
“Kayyum” başka bir şeydir.
“Seçilmiş bir yönetimin hukuki süreç sonucunda yeniden göreve gelmesi” başka bir şeydir.
Bunu birbirine karıştırmayalım.
Çünkü CHP'nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla kavga değil.
Daha fazla ayrışma değil.
Daha fazla etiketleme hiç değil.
CHP'nin ihtiyacı olan şey siyasi akıl, örgütsel birlik ve ahlaki bir duruştur.
Ben CHP'nin kendi içerisinde birbirini tüketmesini değil, Türkiye'yi değiştirecek bir siyasi iradeye dönüşmesini istiyorum.
Ben CHP'lilerin birbirine “Sen kimsin?” diye sormasını değil, “Türkiye için ne yapabiliriz?” diye sormasını istiyorum.
Çünkü mesele artık bir kişinin, bir ekibin veya bir grubun kazanması değil.
Mesele CHP'nin kazanmasıdır.
Ve CHP'nin kazanması demek, sadece bir siyasi partinin seçim kazanması değildir.
Mesele;
adaletin kazanmasıdır.
hukukun kazanmasıdır.
demokrasinin kazanmasıdır.
sandıkta millet iradesinin kazanmasıdır.
O yüzden kelimelerle algı yaratmak yerine, gerçeklerle yüzleşelim.
Çünkü gerçek değişmedi.
Sadece kelimeler değişti.
Ve artık CHP'nin kelimelerle değil, Türkiye'ye vereceği cevaplarla konuşma zamanı geldi.
















