Siyaset, yalnızca fikirlerin yarıştığı bir alan değildir.
Aynı zamanda insanların umutlarının, beklentilerinin, emeklerinin ve zaman zaman hayal kırıklıklarının da karşı karşıya geldiği bir zemindir.
Bu nedenle siyasetin olduğu yerde tartışma da olur, eleştiri de olur, farklı düşünceler de…
Bunların hiçbirinden korkmamak gerekir.
Asıl mesele, bütün bunların hangi üslupla yapıldığı ve sonunda nereye hizmet ettiğidir.
Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya İl Yönetim Kurulu’nun yeni dönemde görev yapacak kadrosunun açıklanmasının ardından yaşanan tartışmaları da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Elbette her listenin, her kararın ve her yönetim tercihinin eleştirilecek yönleri olabilir. Bir partinin büyümesi, yalnızca aynı şeyi düşünen insanların bir arada bulunmasıyla mümkün değildir. Farklı fikirlerin konuşulması, yanlışların dile getirilmesi ve yöneticilerin kendilerini eleştiriye açık tutması demokratik siyasetin temel şartlarından biridir.
Ancak burada önemli bir ayrım var:
Eleştiri ile yıpratmak aynı şey değildir.
İlke varsa tartışma da sağlıklıdır
7 Eylül'de bu köşede “Sakarya’da Siyasetin Ölçüsü: İlke ve Duruş” başlıklı yazımda siyasetin yalnızca kazanmak üzerinden okunamayacağını; asıl ölçünün ilke, ahlak ve duruş olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.
Bugün aynı noktadan devam etmek gerektiğine inanıyorum.
Yeni İl Başkanımız Sayın Songül Bulut’un başkanlığında oluşan 33 kişilik il yönetimi, önümüzdeki dönemde önemli bir sorumluluğun altına girmiş durumda.
Bu sorumluluk yalnızca parti içerisindeki görevleri yerine getirmekten ibaret değil.
Sakarya’nın sorunlarına söz söylemek, vatandaşın derdini dinlemek, yerel yönetimleri takip etmek, kentin geleceğine ilişkin alternatifler üretmek ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sakarya’daki siyasi iddiasını büyütmek de bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Dolayısıyla bugün hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Enerjimizi birbirimizi tüketmek için mi kullanacağız, yoksa Sakarya için mi?
Çünkü bu şehirde konuşulması gereken çok daha büyük meseleler var.
Deprem gerçeği var.
Plansız kentleşme var.
Ulaşım ve altyapı sorunları var.
Kuzey Sakarya’da sanayileşmenin ve OSB süreçlerinin kentle, çevreyle ve istihdamla birlikte değerlendirilmesi gereken boyutları var.
Güney Sakarya’da tarımın geleceği var.
Gençlerin iş ve gelecek kaygısı var.
Esnafın, çiftçinin, emeklinin ve dar gelirlinin hayat pahalılığıyla mücadelesi var.
Bütün bunlar dururken siyasetin enerjisini yalnızca kendi içerisindeki tartışmalara harcaması, en başta Sakarya’ya haksızlık olur.
Eleştiri haktır, hakaret siyaset değildir
Tam da bu noktada başka bir meseleye değinmek gerekiyor.
Son günlerde dijital mecralarda ve çeşitli iletişim kanallarında zaman zaman siyasal eleştiri sınırlarını aşan ifadelerle karşılaşıyoruz.
Burada açık olmak gerekir.
Eleştiri demokratik siyasetin vazgeçilmezidir.
Bir yönetimi beğenmemek, bir karara itiraz etmek, farklı bir görüş ortaya koymak herkesin hakkıdır.
Ancak eleştirinin yerini hakaret aldığında, mesele artık fikir tartışması olmaktan çıkar.
Kişileri hedef alan, itibarsızlaştırmaya çalışan, çalışma arkadaşlarını ve parti yöneticilerini küçük düşüren bir dil; ne demokratik siyasete ne de Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklü örgüt kültürüne katkı sağlar.
Üstelik bugün sosyal medyada yazılan her söz, yalnızca yazıldığı anda kalmıyor.
Paylaşılıyor, çoğalıyor, bağlamından kopuyor ve bazen bir partinin tamamına mal ediliyor.
İletişim çağının en önemli sorumluluklarından biri de tam burada başlıyor:
Söylediğimiz sözün yalnızca bizi değil, temsil ettiğimiz yapıyı da etkilediğini bilmek.
Bu nedenle parti hukuk biriminin yaptığı uyarıları yalnızca bir disiplin meselesi olarak değil, aynı zamanda siyasal dilin sınırlarını hatırlatan bir çağrı olarak görmek gerekir.
Kimsenin eleştiri hakkını ortadan kaldırmadan…
Kimsenin farklı düşünme hakkını sınırlamadan…
Ama aynı zamanda kişilik haklarını ve örgüt hukukunu koruyarak.
Çünkü güçlü örgüt, herkesin aynı düşündüğü örgüt değildir.
Farklı düşünen insanların birbirine saygı gösterebildiği örgüttür.
Yeni dönem, eski hesapların değil yeni hedeflerin dönemi olmalı
Cumhuriyet Halk Partisi 103 yıllık bir siyasi geleneğin adıdır.
Bu gelenek içerisinde çok farklı dönemler, tartışmalar, kırılmalar ve yeniden başlangıçlar yaşandı.
Ama değişmeyen bir şey vardı:
Partinin kendisini yenileyebilme kapasitesi.
Bugün Sakarya’da da ihtiyacımız olan şey budur.
Geçmişte kim ne söyledi?
Kim kimin yanında durdu?
Kim hangi toplantıya katıldı?
Kim hangi listeyi destekledi?
Bunların hepsi bir siyasi hafızanın parçası olabilir.
Fakat geleceği kurmak için sürekli geçmişe bakamayız.
Bir noktadan sonra geçmişin hesabını tutmayı bırakıp geleceğin hesabını yapmak gerekir.
Çünkü siyaset, yalnızca kimin haklı olduğunu anlatma sanatı değildir.
Haklı olduğuna inandığın fikri topluma faydaya dönüştürebilme sorumluluğudur.
Yeni dönemin başarısı da burada ölçülecektir.
Daha fazla kavga ile değil.
Daha fazla sözle değil.
Daha fazla görünürlükle hiç değil.
Sakarya’nın sorunlarına ne kadar gerçekçi çözümler ürettiğimizle…
Vatandaşın hayatına ne kadar dokunduğumuzla…
Yerel yönetimlerin eksiklerini ne kadar doğru tespit ettiğimizle…
Ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sakarya için nasıl bir gelecek önerdiğini ne kadar güçlü anlatabildiğimizle.
Şimdi Sakarya’ya bakma zamanı
Ben siyasetin içerisinde bulunan herkesin önümüzdeki dönemde kendisine tek bir soru sormasını isterim:
“Ben bugün partime ve Sakarya’ya ne kattım?”
Bu soru, “Kim ne yaptı?” sorusundan çok daha değerlidir.
Çünkü birincisi geleceği kurar, ikincisi çoğu zaman geçmişte kalır.
Yeni bir yönetim oluştu.
Yeni bir dönem başladı.
Bu dönemin herkes açısından aynı heyecanı yaratmasını beklemek mümkün değil. Herkes aynı kararı beğenmek zorunda da değil.
Fakat artık önümüzde yeni bir sorumluluk var.
Bu sorumluluk, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sakarya’daki siyasi mücadelesini büyütmektir.
Bunun yolu da birbirimizi tüketmekten değil, birbirimizin enerjisini Sakarya’nın meselelerine yönlendirmekten geçiyor.
Ben yapıcı eleştirinin, örgütleri zayıflatmadığına; aksine doğru zeminde yapıldığında güçlendirdiğine inanıyorum.
Ama yıkıcı bir dilin sonunda kazananı olmaz.
Çünkü bazen bir kişiyi hedef aldığını düşünürken, farkında olmadan temsil ettiğin bütün yapıyı yıpratırsın.
Sakarya’nın bizden beklediği de zaten bu değil.
Sakarya, kendi içerisindeki tartışmalarla meşgul olan bir siyaset değil; kendisinin sorunlarını bilen, çözüm üreten ve geleceğe dair söz söyleyen bir siyaset istiyor.
Bu nedenle artık birbirimize değil, kente bakmanın zamanı.
Kuzeyin sanayisine…
Güneyin tarımına…
Merkezin deprem ve kentleşme sorununa…
Gençlerin geleceğine…
Esnafın, çiftçinin ve emekçinin geçim mücadelesine…
Ve bütün bunların üzerinde Sakarya’nın ortak geleceğine.
Eleştirelim.
Tartışalım.
Yanlış gördüğümüzü söyleyelim.
Ama birbirimizi yok etmeye çalışmadan.
Çünkü siyaset, birbirini tüketme sanatı değil; birlikte daha iyisini kurabilme iradesidir.
Yeni dönem başladı.
Şimdi eski tartışmaların içerisinde kaybolmak yerine, Sakarya’nın geleceğini konuşma zamanı.
Şimdi yıkmak değil, inşa etmek zamanı.
Şimdi Sakarya için çalışma zamanı.














