Bu akşam bir cemiyette, siyasetin içinde olduğumu bilen yakınlarımdan biri bana peş peşe birkaç soru sordu.
“Sen neden siyaset yapıyorsun?”
Ardından başka biri söze girdi:
“Bunun sana ne faydası var?”
“Sonunda eline ne geçecek?”
“Bir maaşı var mı bunun?”
“Başka işin yok mu?”
Sorular tanıdık. Eminim siyasetin içinde olan pek çok insan da benzer sorularla karşılaşıyordur.
Aslında bu sorulara kızmadım.
Çünkü bu soruların altında sadece merak değil, siyasete dair toplumda oluşmuş bir algı da var.
Sanki siyaset ancak bir makamın, bir maaşın, bir ihalenin, bir kariyerin ya da kişisel bir kazancın kapısını açıyorsa anlamlıymış gibi...
Peki gerçekten öyle mi?
Siyaset yalnızca bir şey kazanmak için mi yapılır?
Ben bu soruya “Hayır” diyorum.
Çünkü siyaset, hayatımızın dışında bir alan değil.
Her sabah işe giderken kullandığımız yolun nasıl yapılacağından, çocuklarımızın aldığı eğitime; çiftçinin ürettiği ürünün değerinden, gençlerin iş bulup bulamamasına; yaşadığımız şehrin nasıl büyüyeceğinden, deprem gerçeğine kadar hayatımızın neredeyse her alanında siyasetin aldığı kararların sonuçlarını yaşıyoruz.
“Ben siyasetle ilgilenmiyorum” demek mümkün.
Ama siyasetin sonuçlarından uzak durmak mümkün değil.
Çünkü alınan kararlar hepimizin hayatına dokunuyor.
Benim siyasetin içinde olma sebebim de tam olarak burada başlıyor.
Yaşadığım şehirle, ülkemle ve geleceğimizle ilgili söz söylemek istiyorum.
Bir sorun gördüğümde yalnızca şikâyet eden tarafta kalmak istemiyorum.
Yanlış olduğunu düşündüğüm bir mesele varsa itiraz etmek, doğru olduğuna inandığım bir mesele varsa onun yanında durmak istiyorum.
Elbette bunun kolay bir tarafı yok.
Siyasetin içinde olduğunuzda eleştiriliyorsunuz. Bazen anlaşılmıyorsunuz. Bazen yakınlarınız bile “Buna değer mi?” diye soruyor.
Ama belki de mesele tam burada.
Eğer herkes “Bana ne?” derse ne olacak?
Eğer herkes siyaseti başkalarının işi olarak görürse, ülkenin ve şehrin geleceği hakkında kim söz söyleyecek?
Ben siyaset yapmazsam, sen yapmazsan kim yapacak?
Bu cümleyi bir slogan olarak söylemiyorum.
Bir sorumluluk sorusu olarak söylüyorum.
Sakarya'nın bugün konuşması gereken çok konu var.
Deprem gerçeği var.
Planlı kentleşme meselesi var.
Sanayinin büyümesiyle birlikte ortaya çıkan istihdam ve çevre sorunları var.
Tarım var, üretici var.
Gençlerin geleceği var.
Eğitim var.
Bütün bunları yalnızca seçimden seçime konuşmak yeterli mi?
Bence değil.
Siyaset biraz da sandık kurulmadan önce başlar.
Bir insanın yaşadığı şehir için kafa yormasıyla, bir toplantıya katılmasıyla, bir sorunu gündeme getirmesiyle, bir haksızlığa itiraz etmesiyle başlar.
Bu yüzden bana “Siyasetten ne kazanıyorsun?” diye sorulduğunda verebileceğim cevap çok basit:
Her şeyin maddi bir karşılığı olmak zorunda değil.
Bazen bir insanın derdini doğru yere ulaştırabilmek bir karşılıktır.
Bazen bir sorunun gündeme gelmesini sağlamak...
Bazen bir yanlışın karşısında durabilmek...
Bazen de gelecekte çocuklarımızın yaşayacağı şehir hakkında bugün söz söyleyebilmek.
Bunların hiçbiri maaş bordrosuna yazılmaz.
Ama değersiz de değildir.
Elbette siyasetin içinde olan herkesin aynı niyetle hareket ettiğini iddia edecek değilim. Siyasetin de insanlardan oluştuğunu, dolayısıyla farklı amaçların ve farklı anlayışların bulunabileceğini biliyorum.
Ben kendi adıma neden orada olduğumu biliyorum.
Bir gün bir makam sahibi olmak için değil.
Birilerinden bir şey almak için değil.
“Ben de siyasetin içindeyim” diyebilmek için hiç değil.
Sadece şikâyet eden değil, sorumluluk alan tarafta olmak için.
Belki bugün bunun bana doğrudan bir maddi kazancı yok.
Ama mesele zaten bu değil.
Mesele, yaşadığımız ülkeye ve şehre karşı ne kadar sorumluluk hissettiğimiz.
Bu akşam o cemiyette bana sorulan sorular, aslında yalnızca bana sorulmuş sorular değildi.
Bence hepimizin kendisine sorması gereken sorulardı.
“Ben neden siyaset yapmıyorum?”
“Yaşadığım şehir için ne yapıyorum?”
“Çocuklarıma nasıl bir ülke bırakacağım?”
Çünkü siyaset boş bırakılan bir alan değil.
Siz çekildiğinizde ortadan kalkmıyor.
Birileri gelip o alanı dolduruyor.
İşte benim tercihim, kenarda durup olup biteni seyretmek yerine elimden geldiğince o sorumluluğun içinde olmak.
Yarın dönüp baktığımda “Ben de elimden geleni yaptım” diyebilmek.
Belki siyasetin bana bugün vereceği bir maaş yok.
Ama doğru yapıldığında siyasetin bütün topluma verebileceği çok şey var.
Ve belki de asıl soru şu:
Ben siyaset yapmazsam, sen yapmazsan kim yapacak?
Cevabı herkes kendi vicdanında versin.















